Grup: İdarəçi (ADMİN)
Mesaj Rütbesi: Super Member
Mesajlar: 725
Durum: 
Vətən anadir vətəni unudmaq olmaz .::YAŞASİN AZƏRBAYCAN::.
|
Muharrem Ayı ve Aşure Günü
“Şehrullahi’l-Muharrem” olarak meşhur olan, yani “Allah’ın (c.c.) ayı Muharrem” olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.
Allah’ın
ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah’ın rahmetine ermenin önemli bir
fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade
edilmiştir.
Âşura
Günü ise Muharrem’in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah (c.c.) katında
ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit
ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak
çok faziletlidir.
Hicrî
Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem
ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de
diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.
Âşura
Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin
ikinci âyeti olan “On geceye yemin olsun” ifâdelerinin tefsirinden
öğrenmekteyiz.
Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem’in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.(1)
Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.
Bugüne “Âşura”
denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir.
Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin
hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan
ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:
1. Allah, Hz. Musa’ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.
3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.
4. Hz. Âdem’in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.
5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.
6. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.
7. Hz. Davud’un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.
8. Hz. İbrahim’in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
9. Hz. Yakub’un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.(2)
Hz. Âişe’nın belirttiğine göre, Kabe’nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.
İşte
böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve
gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir.
Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere
nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı
Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine
dair hadisler mevcuttur.
Âşura
Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve
Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da
mukaddes sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam
Medine’ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu
olduklarını öğrendi.
“Bu ne orucudur?” diye sordu.
Yahudiler,
“Bugün Allah’ın Musa’yı düşmanlarından kurtardığı Firavun’u boğdurduğu
gündür. Hz. Musa (a.s.) şükür olarak bugün oruç tutmuştur” dediler.
Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam da, “Biz, Musa’nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz” buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.(3)
Aşûra
günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren
mukaddes olarak biliniyor, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları
arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor
ve oruç tutuluyordu.
Bu hususta Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir:
“Âşûrâ,
Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü.
Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine’ye hicret edince bu
orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu
farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra
Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı.” ‘Buhari, Savm: 69.
O
zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve
Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan
orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı.
“İsteyen tutar, isteyen terk edebilir” buyurdu.(4) Böylece Âşura orucu
sünnet bir oruç olarak kalmış oldu.
Âşura orucunun fazileti hakkında da şu mealde hadisler zikredilmektedir.
Bir zat Peygamberimize (S.A.V.) geldi ve sordu:
“Ramazan’dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?”
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, “Muharrem
ayında oruç tut. Çünkü o, Allah’ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki,
Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir
kavmi de affedebilir” buyurdu.(5)
Yine Tirmizi�de de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum.”(6)
“Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur.” (7) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir.
Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, “Muharrem
ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir
temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit
edilir” demektedir.
Gerek
Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek
için, Muharrem’in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç
tutulması tavsiye edilmiştir.
Bu
mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap
olan, aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç
tutmaktır.
Bu günde
oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de
yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde
ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini
bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını
kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü’minin aile efradına
Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye
etmiştir.
Bîr hadiste şöyle buyurular: “Her
kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak
da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder.”(9)
Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu
komşular da girmektedir. Fakat, bunun İçin fazla külfete girmeye, aile
bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.
Âşura
gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de
görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem’ine ait 10. gününde Hazret-i
İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain
tarafından Kerbelâ’da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün
arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır.
Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu
ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin’i Cennet gençlerinin efendisi
olma şanına yüceltmiştir.
Şehitler
mükâfatını almış en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah’ın da
zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden
şüphemiz yoktur. Kader hükme boyun eğen her mü’min bu olaya üzülür,
ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve
taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî
takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir “yas merasimi” haline dönüştürmek ehli-i sünnetin itikat ve inancına aykırıdır.
-----------------------

|